logo

Sağlıklı ve mutlu günlere...

Hafif, ferah ve sağlıklı bir hayata ulaşmak için yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız; binlerce başarılı danışman ve yılların tecrübesiyle yanınızdayız.
Çalışma Saatlerimiz
Monday - Friday 09:00 - 17:00
Saturday - Sunday KAPALI
Galerimizden...

Pazartesi - Cumartesi 9.00 - 17.00 Pazar KAPALI

Turgut Özal Mahallesi 2167. Sokak No:3B Akkent 6 Twins B Blok No:46 Batıkent / ANKARA

Yukarı
Diyetisyen Merve KUŞCU / Makaleler  / Fonksiyonel Besinler Nedir? Sağlığımıza Katkıları

Fonksiyonel Besinler Nedir? Sağlığımıza Katkıları

Fonksiyonel besin kavramı ilk kez 1980’li yıllarda Japonya’da, toplum sağlığını korumaya yönelik sürdürülebilir beslenme stratejileri geliştirmek amacıyla ortaya atılmıştır. Bu süreçte “Özel Sağlık Amaçlı Besinler” anlamına gelen FOSHU (Foods for Specified Health Uses) mevzuatı oluşturulmuş ve fonksiyonel ürünlerin bilimsel temellere dayalı olarak değerlendirilmesi sağlanmıştır.

Fonksiyonel Besin Nedir?

Fonksiyonel besinler; temel besin ögelerini sağlamanın yanı sıra, içerdiği biyoaktif bileşenler sayesinde vücutta ek fizyolojik yararlar oluşturan besinler olarak tanımlanmaktadır.

Amerikan Beslenme ve Diyetetik Akademisi’ne göre fonksiyonel besinler; doğal olarak biyoaktif bileşen içeren geleneksel besinler, biyoaktif bileşenlerle zenginleştirilmiş ürünler ve izole veya sentezlenmiş fonksiyonel bileşenleri içeren besinler olmak üzere üç grupta sınıflandırılmaktadır.

Bitkisel Kaynaklı Fonksiyonel Besinler

Bitkisel kaynaklı fonksiyonel besinlerin temel bileşenleri fitokimyasallardır ve bu bileşikler meyve, sebze, tahıl ve baklagillerde doğal olarak bulunmaktadır. Fitokimyasalların antioksidan ve antiinflamatuar etkileri sayesinde hücresel hasarı azaltabildiği ve kronik hastalıklara karşı koruyucu rol oynadığı bildirilmektedir.

Flavonoidler, polifenoller, karotenoidler ve izoflavonlar gibi fitokimyasalların; kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve bazı kanser türleriyle ilişkili risk faktörlerini azaltabileceği gösterilmiştir.

Son yıllarda kronik hastalıkların gelişiminde etkili olduğu bilinen oksidatif stresin azaltılmasında, antioksidan özellik taşıyan fitokimyasalların yeterli düzeyde tüketilmesi önerilmektedir. Bu bağlamda Akdeniz diyeti; baklagiller, zeytinyağı, kuruyemişler, sebze ve meyveler açısından zengin içeriği sayesinde günlük beslenmede 290’dan fazla farklı fitokimyasalın alımını sağlayabilen örnek bir beslenme modeli olarak öne çıkmaktadır.

Bitkisel kaynaklı biyoaktif bileşenlere örnek olarak;

Karotenoidler: Havuç, domates, karpuz, kayısı, lahana, yeşil bezelye ve turunçgiller

Flavonoidler: Soğan, domates, böğürtlen, ahududu, siyah üzüm, kereviz, maydanoz, çay ve kakao

Fitoöstrojenler: Soya ve soya ürünleri, kurubaklagiller, brokoli ve çay

Stilbenler: Üzüm, kırmızı şarap ve yer fıstığı

Fenolik asitler: Tahıllar, kahve, meyve ve sebzeler

Organosülfür bileşikleri: Sarımsak, soğan ve pırasa

Glukozinolatlar: Brokoli, karnabahar ve Brüksel lahanası gösterilebilir.

Kuarsetin: Elma, çilek, yaban mersini, kabak, karnabahar

Lüteolin: Papatya çayı, kavun, rooibios, kekik, biberiye, yeşil çay, bal kabağı

Naringenin: Greyfurt, bergamot, vişne, pomelo, portakal, kakao, bezelye

Apigen: Papatya, buğday rüşeymi, rooibios, çemen otu, bergamot, kırmızı şarap, enginar, şalgam

Oleoropin: Zeytin, zeytinyağı

Kurkumin: Zerdeçal

Kateşin: Çay yaprakları, ahududu, yaban mersini, kayısı, siyah çekirdekli üzüm

Antosiyanin: Yaban mersini

Epigallokateşin: Elma, yaban mersini, kırmızı üzüm, kırmızı şarap, kakao

Prebiyotikler ve fermente besinler;

Fonksiyonel besinler arasında önemli bir diğer grup prebiyotik besinlerdir. Prebiyotikler; üst gastrointestinal sistemde sindirilmeyen, kolona ulaşarak burada yararlı bakteriler tarafından fermente edilen ve bu bakterilerin sayısını ve aktivitesini artırarak bireyin sağlığını olumlu yönde etkileyen besin bileşenleridir.

Kurubaklagiller, tam tahıllar, yulaf, arpa, çavdar, badem, ceviz, soğan, sarımsak, pırasa, kuşkonmaz, enginar, muz, elma, çilek ve üzüm prebiyotik özellikleri nedeniyle fonksiyonel besin olarak değerlendirilmektedir.

Ayrıca fermente sebzeler, meyveler ve tahıllar; içerdiği biyoaktif bileşenler ve mikroorganizmalar sayesinde fonksiyonel besinler arasında yer almaktadır. Boza, tarhana, turşu, tempeh, miso, hardaliye, şalgam, sofralık zeytin ve şarap geleneksel fermente bitkisel ürünlere örnek olarak verilebilir.

Hayvansal Kaynaklı Fonksiyonel Besinler

Hayvansal kaynaklı fonksiyonel besinler arasında özellikle deniz ürünleri ön plana çıkmaktadır. Yağlı balıklar ve deniz algleri; omega-3 yağ asitleri, DHA ve çeşitli biyoaktif bileşikler bakımından zengin olup antiinflamatuar, antiaterojenik, antihipertansif ve antikarsinojenik etkilere sahiptir. Omega-3 yağ asitlerinin kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve bazı kanser türlerinin riskini azaltabildiği; bağışıklık fonksiyonlarını desteklediği ve nörolojik, psikolojik, romatolojik ve alerjik hastalıkların belirtilerini hafiflettiği bildirilmektedir.

Kırmızı etler de içerdiği taurin, L-karnitin, kreatin ve konjuge linoleik asit (CLA) sayesinde fonksiyonel besin olarak değerlendirilmektedir. Özellikle geviş getiren hayvanların et ve süt yağlarında bulunan CLA’nın yağ dokusunu azaltıcı, antikarsinojenik ve antiaterojenik etkiler gösterdiği bilinmektedir.

Probiyotikler

Hayvansal kaynaklı fonksiyonel besinlerin bir diğer önemli grubu fermente süt ürünleridir. Türk Gıda Kodeksi’ne göre fermente süt ürünleri; uygun mikroorganizmaların etkisiyle sütün pH’sının düşmesi veya pıhtılaşması sonucu oluşan ve canlı mikroorganizmaları içeren ürünler olarak tanımlanmaktadır. Yoğurt, kefir ve benzeri fermente süt ürünleri; laktik asit bakterileri ve bu bakterilerin ürettiği metabolitler sayesinde kolesterol düşürücü, antihipertansif, antioksidan, antimikrobiyal ve bağışıklık destekleyici özellikler göstermektedir.

Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2001 yılında probiyotikleri; yeterli miktarda tüketildiğinde konakçının bağırsak mikrobiyotasını düzenleyerek sağlık üzerine olumlu etkiler sağlayan canlı mikroorganizmalar olarak tanımlamıştır. Bir mikroorganizmanın probiyotik olarak kabul edilebilmesi için; mide asidine ve safra tuzlarına dayanıklı olması, sindirim sisteminde canlı kalabilmesi, bağırsak epiteline tutunabilmesi, patojen özellik taşımaması, antimikrobiyal maddeler üretebilmesi ve üretim–depolama sürecinde stabilitesini koruyabilmesi gerekmektedir.

Sonuç Olarak;

Fonksiyonel besinler aslında her yerde ve yaşamımızın bir parçası. Akdeniz Diyeti ile tüm bu besinlerden faydalanıp sağlığımıza katkıda bulunabiliriz. Fonksiyonel besinler, bilinçli tercihlerle şekillenen, çeşitlilik ve dengeyle anlam kazanan sağlıklı bir yaşamın destekleyici parçalarıdır.

KAYNAKÇA

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2041615

DOI: 10.1016/j.jand.2013.06.002

https://doi.org/10.3390/nu2030355

https://doi.org/10.3945/an.112.002154

DOI: 10.1097/MCG.0b013e318269fdd5

https://www.nature.com/articles/s41575-020-00390-5

Merve Kuşcu

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.